İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ

Şubat 14, 2007

Ölüm Cezaları Hakkında Derleme ve Türkiye’de İdam

Filed under: DERS NOTLARI,Kamu - Idare - Vatandaşlık - Anayasa Hukuku — Eslem Hukuk @ 5:47 pm

İDAM EDİLENLERE AİT VERİLER

Sayilarin diliyle Türkıye’de idam

Türkiye’de 1920–1984 yılları arasında idam kararı Meclis’çe onaylanan 15’i kadın 712 mahkumun cezası infaz edildi.

– İstiklal Mahkemeleri döneminde kaç kişinin idam edildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte yaklaşık 1500–2000 kişinin idam edildiği belirtiliyor.

– Şeyh Sait ayaklanmasından sonra 47 kişi idam edildi.

– İzmir Suikasti davasında yapılan iki ayrı yargılama sonucu 18 kişi idam edildi.

– Menemen olayında 36 kişi idam cezasına çarptırıldı, 28’i infaz edildi.

–1920 –1961 arasında 11’i İstiklal Mahkemeleri tarafından olmak üzere toplam 16 milletvekili idam edildi.

–27 Mayıs 1960 darbesinden sonra başta Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan olmak üsere toplam 70 kişi idam edildi.

– 12 Mart Muhtırasından sonra siyasi suçlular Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte 17 kişi idam edildi.

– 12 Eylül askeri darbesinden sonra 1980–84 yılları arasında 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. 18’i sol, 8’i sağ görüşlü toplam 50 mahkum asıldı.

– Hıdır Aslan adlı mahkumun idam edildiği 25 Ekim 1984 tarihinden bu yana idam cezaları infaz edilmiyor.
__________________
Dünyada İdam

75 ülkede tüm suçlar için idam cezaları tamamen kaldırıldı.

14 ülkede savaş zamanı işlenen suçlar için idam cezası korunuyor.

20 ülkede yasalarda var ancak uygulanmıyor

86 ülkede idam cezası yasalarda var ve uygulanıyor.

2000 yılında 27 ülkede bin 457 hükümünün cezası infaz edildi.

65 ülkede 3 bin 58 kişi idama mahkum edildi.

Çin’de her yıl 1000’den fazla mahkumun cezası tek kurşunla infaz ediliyor.

2000 yılında ABD’de 85, Suudi Arabistan’da 123, İran’da 75, Japonya’da 3 kişi idam edildi.

18 yıldır idam cezalarını uygulamayan Türkiye, ölüm cezasının kaldırılması konusunda tam bir gel–git yaşıyor. Avrupa Birliği’ne üyelik süreci Türkiye’yi ölüm cezasını kaldırmaya zorlarken, idama mahkum edilen terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın idam edilip edilmeyeceği konusu hassasiyetini koruyor. Türkiye’de ve dünyada idam gerçeğini inceledik

Dünyada ölüm cezasının kaldırılması yolundaki güçlü eğilim, devletleri idamın kaldırılması için zorluyor. Her geçen yıl ölüm cezasını kaldıran ülkeler safına yenileri ekleniyor. Uluslararası Af Örgütü’nün verilerine göre 2001 yılı itibariyle 75 ülkede ölüm cezası tamamen kaldırılmış durumda.

Hıdır Aslan adlı mahkumun 25 Ekim 1984 tarihinde asılmasından bu yana yaklaşık 18 yıldır idam cezalarını uygulamayan Türkiye ise ölüm cezasının kaldırılması konusunda tam bir gel–git sendromu yaşıyor. Bir taraftan Avrupa Birliği’ne (Av üyelik süreci Türkiye’yi ölüm cezasını kaldırmaya zorlarken diğer yandan idama mahkum edilen terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın idam edilip edilmeyeceği tartışılıyor. Öyle ki AB ve APO kıskacında yaşanan zihin bulanıklığı nedeniyle ölüm cezasının gerekli olup olmadığı açık bir biçimde ele alınamıyor. Politikacılar da dahil idamın kaldırılmasını istemeyenlerin bir çoğu zoraki şekilde “AB’ye girmek için gerekliyse kaldırılsın” derken, idamın kaldırılmasına karşı olmayan bir çok kişi de DYP Genel Başkanı Tansu Çiller gibi “APO asıldıktan sonra idam kaldırılsın” görüşünde. 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel görevi bırakmadan önce “Türkiye henüz idam cezasının kaldırılmasına hazır değildir” demişti. Buna karşılık idam cezasının en yoğun olarak uygulandığı dönem olan 12 Eylül İhtilali’nin mimarı ve “Asmayalım da besleyelim mi?” sözünün sahibi Kenan Evren ise “14 yıldır uygulanmıyor, kaldırın gitsin” diyerek şaşırtıcı bir çıkış yapmıştı.

İdamda neler değişti

İdam cezası Türk hukuk mevzuatında 4 ayrı yasanın toplam 41 maddesinde yer alıyor. AB’ye uyum kapsamında geçtiğimiz yıl 3 Ekim’de yapılan Anayasa değişiklikleri arasında idam cezasıyla ilgili sınırlandırma da bulunuyordu. Uzun tartışmalar sonunda Anayasa’nın 38’inci maddesine eklenen bir fıkra ile savaş, yakın savaş ihtimali ve terör suçları dışında ölüm cezası verilmeyeceği hükme bağlandı.

Daha önce Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer başkanlığındaki bir komisyon tarafından hazırlanan Türk Ceza Kanunu (TCK) tasarısında ölüm cezasına hiç yer verilmiyor. Ancak Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa değişikliği doğrultusunda hazırlanan yeni tasarıyla TCK’nın sadece 450’nci maddesi ile 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibi Hakkında Kanun’un 30’uncu maddesindeki ölüm cezalarının yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası getiriliyor. Bu iki madde dışında savaş ve terör suçlarıyla ilgili olarak Türk Ceza Kanunu, Askeri Ceza Kanunu ve Orman Kanunu’nda yer alan toplam 39 maddede ise ölüm cezası varlığını koruyor.

İdamın Anayasa değişikliği doğrultusunda bu şekilde sınırlandırılmasında bir mutabakat sağlanmışken ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın, idamın tamamen kaldırılmasını gündeme getirmesiyle yeni bir tartışma başladı. Terör suçları için de idam cezasının kaldırılması halinde Abdullah Öcalan’ın bundan yararlanması sözkonusu olduğu için MHP ve DYP’liler bu teklife karşı çıktı. Savaş ve terör suçlarında idam cezasının kaldırılması için yeni bir Anayasa değişikliğine ihtiyaç olup olmadığı konusunda farklı görüşler ortaya atıldı.

Bunun üzerine Başbakan Danıştay’a başvurarak Anayasa’yı değiştirmeden idam cezasının kaldırılıp kaldırılamayacağını sordu. Danıştay 1. Dairesi, Anayasa’da değişiklik yapılmadan Türk Ceza Kanunu ve ilgili diğer kanunlarda yapılacak değişiklikler ile ölüm cezasının mevzuattan çıkarılabileceği yönünde başbakanlığa görüş bildirdi. Buna göre Anayasa’da değişiklik yapılmadan idam cezası yasalardan çıkarılarak tamamen kaldırılabilecek. Ancak idam cezasının bu şekilde tamamen kaldırılması AB için hazırlanan Ulusal Program’da orta vadeli hedefler arasında yer aldığı için bunun daha sonra ele alınacağı konuşuluyor. Ulusul Program’da orta vadeli hedefler için öngörülen süre 2004 yılı da doluyor.

Avrupa kıtasından siliniyor

Türkiye’nin üye olma mücadelesi verdiği AB, idam cezasının sadece Avrupa kıtasında değil diğer ülkelerde de ortadan kaldırılması için kararlı adımlar atıyor. 28 Nisan 1983 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne eklenen 6 No’lu Protokol’le ölüm cezasının savaş ve yakın savaş olmak üzere iki istisna dışında uygulanamayacağı hükme bağlandı. Kısa bir süre önce imzaya açılan 13 No’lu Protokol ise savaş da dahil hiç bir halde idam cezasının verilemeyeceğini öngörüyor. Yine sözleşmeye göre suçluların iadesi konusunda idam cezası engel teşkil ediyor. İade isteyen devletin yasalarında ölüm cezasının bulunması durumunda, idamla yargılanacak olan suçlu bu ülkeye gönderilmiyor. Yurt dışındaki suçluların iadesi konusunda idam nedeniyle Türkiye sürekli sıkıntı yaşıyor. Terör örgütü lideri Öcalan’ın İtalya’dan iadesi konusunda en önemli gerekçe olarak idam gösterilmişti. Şu anda da Sabancı suikastı sanıklarından Fehriye Erdal ve bir çok terör suçlusu idam bahane edilerek iade edilmiyor.

İstisnalar arasında terör yok

Ölüm cezasının kaldırılması konusunda Avrupa Konseyi’ne üye 43 ülkeden Türkiye dışında hepsi 6 No’lu protokolü imzaladı. Rusya Federasyonu, Ermenistan ve Türkiye dışında kalan 40 ülke ise ölüm cezasını tamamen kaldırmış durumda. Ancak Avrupa Konseyi’nde imzaya açılan 13 No’lu Protokol’le hiçbir halde idam cezası verilemeyeceği öngörülürken şu anda Meclis’te görüşülmeyi bekleyen idam tasarısı 6 No’lu Protokol’e bile uygun değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hakimi Rıza Türmen, Avrupa Konseyi’nin 6 No’lu Protokolünde sadece “savaş ve savaş ihtimali” için idam cezası verilebileceğinin öngörüldüğünü oysa Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan tasarıda buna “terör” halinin de eklendiğini belirtiyor. Avrupa Konseyine üye ülkelerden Türkiye dışında hepsinin idam cezasını tamamen kaldırdığını hatırlatan Türmen, “Bu konuda Avrupa’da bir konsensüs oluştu. Türkiye’nin idam cezasını kaldırmamakta direnerek bu konsensüsün dışında kalması AB ile ilişkilerimizi zora sokar” diyor.

Anayasa hukukçusu Mustafa Erdoğan da terör suçunun kanunlarda yayın, konuşma, bir araya gelme gibi faaliyetleri de kapsadığını belirterek şu görüşü dile getiriyor: “Türk mevzuatında terör suçu olarak tanımlananların bir kısmı aslında örgütlenme ve düşünce suçlarıdır. Ayrıca, mevzuatımızdaki “terör” tanımı da teknik hukuk gereklerine uygun nötr bir tanım olmayıp, büyük ölçüde resmi–ideolojik kaygıların etkisi altında biçimlendirilmiştir. Bu nedenlerden dolayı, söz konusu değişiklikten sonra bile hâlâ gerçekte terör niteliğinde olmayan faaliyetlerden (yayın, konuşma, bir araya gelme) dolayı idam cezası verilebilecektir. Bu demektir ki, idam cezası barış döneminde bile istisnai bir müeyyide değildir.”

Türkiyede’ki seyri

Türkiye’de mahkemeler tarafından halen idam kararları verilmesine karşılık idam cezası 1984 yılından bu yana fiilen uygulanmıyor. 1984’le 1991 arasında idam cezasına çarptırılan mahkumların cezaları 1991 yılında çıkarılan afla 10 yıl ağır hapse dönüştürüldü. İdam cezaları uygulanmaya devam etseydi şimdi hayatta olmayacak olan bu insanların bir çoğu 90’lı yıllarda cezaevinden çıktı. Daha sonra değişik mahkemeler tarafından verilen ve Yargıtay’da kesinleşen idam kararları sonucu şu anda 125 idam mahkumu hakkındaki idam tezkeresi Meclis’te onay bekliyor. Bunlardan 44’ü idam cezasını sınırlandıran tasarıdan yararlanarak idamdan kurtulacak, buna karşılık 81 kişi yasadan faydalanamadığı için cezaevinde yağlı kemendin ne zaman boyunlarına takılacağını bekleyecek. Şu anda mahkemelerde yargılanmakta olan 856 sanık da hazırlanan yeni tasarı kabul edilirse idam talebiyle yargılanmaktan kurtulacak. Terör suçları kapsamında yer aldığı için kaldırılmayan maddelerden yargılanan 611 tutuklu ise idam talebiyle yargılanmaya devam edecek.

İdam cezaları konusunda Türkiye’de şimdiye kadarki en kapsamlı araştırmayı gerçekleştiren Prof. Dr. Semih Gemalmaz’ın “Türkiye’de Ölüm Cezası 1920 –2000” adlı eserinde verilen bilgilere göre 1920 ile 1984 yılları arasında Türkiye’de 15’i kadın toplam 712 kişi idam edildi. Ancak bu rakama İstiklal Mahkemeleri tarafından idamına karar verilenler ve Meclis’in devre dışı kaldığı dönemlerde idam edilenler dahil değil. İstiklal Mahkemeleri tarafından verilen kararlar sonucu yaklaşık olarak bin beşyüz ile 2 bin kişinin idam edildiği belirtiliyor. İdam cezaları askeri yönetim zamanlarında daha çok uygulandı. Yapılan araştırmaya göre sivil yönetimler tarafından yılda ortalama 2 infaz gerçekleştirilirken, askeri yönetimler sırasında yılda ortalam 13’ten fazla kişi idam edildi. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra darbe yönetimi döneminde başta Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan olmak üzere toplam 70 kişi idam edildi. 1920–1961 arasında idam edilen milletvekillerinin sayısı ise 16. Bunların 11’i İstiklal Mahkemeleri tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.

1971 muhtırası da yarım darbe olarak nitelenmesine rağmen 17 kişiyi darağaçlarında sallandırdı. Sol görüşlü, 68 kuşağının önde gelen gençlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan siyasi görüşlerinden dolayı yargılanarak idam edildi.

Önceki darbe dönemlerinde olduğu gibi 12 Eylül ihtilalinden sonra idam sehpaları yeniden sahneye çıktı. İhtilalden sonra bir çoğu siyasi suçlamalarla 7 bin kişi hakkında idam talebiyle dava açıldı. Askeri müdühelenin lideri Org. Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi?” fikri doğrultusunda sıkıyönetim mahkemeleri sağ, sol ayırt etmeden yüzlerce genç hakkında hukuka aykırı idam kararları verdi. Sadece 12 Eylül askeri darbesinden sonra 1980–84 yıllarında 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Meclis’te 54 kişinin idam cezası onaylandı. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si darağaçlarında asıldı. Bunlardan 18’i sol görüşlü, 8’i sağ görüşlü siyasi suçlu, 23’ü adli suçlu, 1’i de Asala militanıydı.

1983 seçimlerinden sonra da TBMM onayıyla 7 Ekim 1984 tarihinde İlyas Has, İzmir–Buca’da; 25 Ekim 1984’te de Hıdır Aslan, Burdur’da idam edildi. Bu tarihten sonra mahkemeler tarafından verilen idam cezaları Meclis’te onaylanmadığı için infaz edilmedi.

Mahkemeler tarafından verilen idam kararları Yargıtay’da onaylanıp kesinleştikten sonra Meclis’e gönderiliyor. Meclis’in idam kararlarını onaylaması halinde idam cezaları infaz ediliyor. İnfaz kurallarına göre ölüm cezası hükümlünün mesup olduğu din ve mezhebin hususi günlerinde yerine getirilmiyor. Gebe kadınlar doğurmadıkça, akıl hastalığına tutulanlar iyileşmedikçe idam edilmiyor. 18 yaşından küçükler ve 65 yaşından büyükler hakkındaki idam cezası infaz edilmiyor. İdamlar 1965 yılına kadar gündüzleri halkın da izleyebileceği şekilde alenen yapılıyordu. Aleni infazlar İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda, Ankara’da ise Samanpazarı’nda gerçekleştiriliyordu. 1965 yılında İnfaz Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle infazlar cezaevi avlularında güneş doğmadan önce gizli olarak yapılmaya başlandı. Askeri bir kişinin askeri bir suçundan dolayı verilen idam cezası ise kurşuna dizilerek infaz ediliyor.

Şaibeli idamlar

Ölüm cezasına karşı ileri sürülen en önemli argümanlardan biri, hatalı mahkeme kararıyla ölüme gönderilen bir kişiye yapılan haksızlığın telafi imkanının olmaması. Bu cezanın uygulandığı bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye tarihinde de bu tür hatalı ve şaibeli idamlar çokça bulunuyor. 1961 İhtilalinden sonra Adnan Menderes ve iki arkadaşı hakkında verilen idam cezası bunun en somut örneği. İdam kararını veren mahkemenin Başkanı Salim Başol’un idam kakarı hakkında “Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor” dediği aktarılıyor. Darbe döneminde Yassıada’da kurulan alağanüstü mahkemenin verdiği kararla idam edilen Menderes ve arkadaşlarının itibarı yıllar sonra İstanbul’da yapılan anıt mezarla iade edilmek istendi. Bu çok açık bir şekilde verilen idam kararının haksız ve adalete aykırı olduğunun teyidi anlamına geliyordu. Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes’e göre yapılan, bir idamın infazı değil bir cinayetti: “Adnan Menderes bir suç işlemiş, bir mahkeme kurulmuş, bunun sonucunda idam edilmiş değil… Adnan Menderes, devletin fetret içinde olduğu bir dönemde Yassıda’da asılmak suretiyle öldürülmüştür. Ortada idam cezası yoktur. Güpegündüz işlenmiş bir cinayet vardır.”

Yine bir ihtilal sonrası bu sefer sol görüşlü üç genç, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için darağacı kurulmuştu. Yaşasalardı belki de şimdi bazı arkadaşları gibi Meclis sıralarında milletvekili olarak oturacak bu gençler ideolojileri nedeniyle kurban edilmişti. 6 Mayıs 1972’de idam edilen Gezmiş, Aslan ve İnan’ın nasıl haksız bir kararın kurbanı oldukları aradan 25 yıl geçtikten sonra idam talebinde bulunan 12 Mart savcısı Baki Tuğ tarafından “Duruşmada birazcık saygılı olsalardı idam edilmezlerdi…” sözleriyle dile getirilecekti.

Tarihte bütün infaz kararları Meclis’ten çıkmamış. Bazı dönemlerde idam cezaları mahkeme kararları sonrasında doğrudan yerine getirilmiş. 12 Eylül döneminde Zincirbozan’a sürgüne gönderilen eski Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil, gazeteci Cüneyt Arcayürek’e gönderdiği 31 Ağustos 1983 tarihli mektubunda şöyle yazıyordu: “…Tek parti devrindeydik. ‘Seyit Rıza meselesini Atatürk Elazığ’a gelmeden halledin!’ diyen Şükrü Kaya, bizi Elazığ’a gönderdi. Gece yarıları mahkemeler kuruldu, adalet seferber oldu. 60 yaşından büyüğünü, 18 yaşından küçüğünü asmak yasak. Nüfus kütükleri ile oynandı. Seyit Rıza 70’ten 59’a indi, oğlu Ali 17’den 19’a çıktı. Her ikisi idama mahkum edildiler. Seyit Rıza’yı sabaha karşı meydana götürdük. Sehpaları gördü. Bize döndü, ‘Ayıptır, zulümdür, cinayettir’ dedi. Sehpaya yürüdü.”

Ölüm cezasını savunanlar bile karşılaşılan bu tür hukuka aykırı uygulamalardan dolayı görüşlerini açıkça dile getiremiyor. Bugün de bazı siyasiler hakkında konuşmalarından dolayı haklarında TCK’nın 146’ncı maddesinden dolayı idam talep edilmesi gibi zaman zaman aşırı uygulamalara rastlanabiliyor.

İdamın tarihi

Köken olarak “yokluk” anlamındaki “adem” kelimesinden gelen idam, “yok etme” ve “vücudu ortadan kaldırma” anlamında kullanılıyor. Tarih boyunca hemen her toplumda çok sık başvurulan bir ceza olmuş idam. Devletlere göre çok farklı suçlar için başvurulan idam genellikle, adam öldürmek, zina, hırsızlık, kutsal hayvanları öldürmek, büyü yapmak, haydutluk, devlete ve krala karşı gelmek gibi pek çok fiil için uygulanmış. İlk zamanlar bu cezanın hangi suçlar için verileceği ve ne şekilde infaz edileceği önceden belli olmadığından; bazen kralın bir arzusu bazen de halk kitlelerinin bir feveranı insanları idam sehpasına götürmüş. Eski Yunan’da ünlü filozof Sokrates site tanrılarına ibadet etmediği, tek tanrı inancını savunduğu için gençlerin ahlakını bozmakla suçlanarak ölüm cezasına çarptırılmış. Roma’da İmparator Tiber, evini satarken kendi heykelini de satan adamı idam cezasına çarptırırken, Domilin ise, evinin duvarında dünya haritası bulunduran kişiyi astırmış. Mezopotamya’da ölüm cezasının infazı için uygulanan yöntemler arasında, suda boğma, ateşe atma, kazığa oturtma gibi 34 ayrı ceza biçimi bulunuyordu. Roma’da baltayla baş kesme, kırbaçlayarak adam öldürme, çuvallı ölüm cezası dinsel mesaj veren ceza şeklinde uygulanıyordu.

Karşı çıkanlar, savunanlar

Tarih boyunca ölüm cezasının lehinde ve aleyhinde ciddi görüşler ortaya konulmuş ancak bu cezaya karşı en önemli karşı çıkışı 1764 yılında “Suçlar ve Cezalar” adlı eseriyle Beccaria adlı düşünür yapmış. Voltaire de 1777’de Adaletin ve İnsanlığın Ödülü adlı yapıtıyla Beccaria’ya katılmış. İdam cezalarının ülkeler tarafından kaldırılmaya başlanması sürecinin Beccaria’nın fikirlerinin yayılmasıyla başgösterdiği savunuluyor.

Hümanist öğretinin temsilcisi olan Beccaria, her çeşit cezanın insani olmayan şekline karşı çıkarak “Kimsenin öldürmeye hakkı yoktur. Ölümü çabuklaştırmaya hakkı yoktur” diyor. Fransız Yazar Viktor Hugo, bu cezaya karşı şunları söylüyor: “Suç vicdan azabı ile ödenir, yoksa balta yahut yağlı kementle değil. Kan kan ile temizlenmez, gözyaşı ile temizlenir.”

Ölüm cezasına karşı çıkanlar buna dayanak olarak iki önemli gerekçe ortaya koyuyor. Bunlardan birincisi yaşama hakkının dokunulmazlığı ve diğeri ise ölüm cezasının telafisinin olmaması. Tarihte bir çok insanın mahkemeler tarafından verilen yanlış kararlar ve siyasi gerekçelerle idam edilmesi buna örnek olarak gösteriliyor. Ayrıca idama karşı çıkanlar bu cezanın caydırıcı olduğu görüşüne de katılmıyor.

İdamın gerekli olduğunu düşünenler ise ağır suçların önlenebilmesi ve caydırıcılık açısından ölüm cezasının kaçınılmaz olduğunu savunuyor. Bu konuda en çok dile getirilen görüşe göre ağır suçları önleyebilmek için büyük korkuya yani ölüm korkusuna ihtiyaç var. Ceza hukukunda genel önleme teorisi olarak bilinen görüşü savunan yazar Garraud “Ölüm cezasında ibret–i müessire vardır” diyor. Katillerin birini öldürmeden önce kendilerinin de öldürüleceğinin bilincinde olurlarsa öldürmekten vazgeçecekleri vurgulanıyor. Tabiat kanunu fikrini savunan Carnavele ise ölüm cezasının ıslahı imkansız bir suçlunun toplumdan atılması için gerekli olduğunu, tabiat kanunu gereği bünyenin kendine uygun olmayanı atacağını ileri sürüyor. Yine ölüm cezasının bir nevi keffaret olduğu belirtilerek bir kişinin hayatını yok edenin kendisinin de aynı şekilde cezalandırılması gerektiği görüşü savunuluyor. İnsan sevgisiyle tanınan ünlü mutasavvıf Mevlânâ da, Fihi Mâfih adlı eserinde “İdam suçluyu cezalandırmak için değil suçsuzu korumak için yapılır” diyor.

Semavi dinlerde varmı?

Ölüm cezası üç semavi dinde yer aldığı için tarihte dinin gereği olarak uygulanmış. İslam’da ölüm cezası adam öldürenler için kısas olarak öngörülüyor. Kur’an’da Bakara suresinin 178’inci ayetinde “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır” deniyor. Öldürülenin yakınlarına, diyet karşılığında katili affetme hakkı tanınıyor. Bunun dışında İslam hukukunda tazir cezası olarak devlete bazı suçlar için ölüm cezası düzenleme hakkı verilmiş. Ayrıca evli olduğu halde zina edenler için recm (taşlanarak öldürme) cezası öngörülüyor. Ancak bu cezanın uygulanması çok zor şartlara bağlandığı için İslam tarihinde recm cezasına çarptırılanların sayısı parmakla sayılacak kadar az. 600 yıllık Osmanlı döneminde sadece bir kişi recm cezasına çarptırılmış. Musevilikte de Tevrat kaynaklı olarak çeşitli suçlar için ölüm cezası bulunuyor. Recm ve kısas gibi hükümler bunlar arasında yer alıyor. Hıristiyanlık tarihinde ise kiliseler ölüm cezasını sıklıkla uygulamış. Orta Çağ’da mezhep kavgalarında kilise yargılamayı üzerine alarak Engizisyon mahkemelerini kurmuş.

Yaklaşık 200 yıldan bu yana dünyada ölüm cezasının kaldırılması yönünde bir gidiş olmasına rağmen hâlâ ülkelerin yarısından çoğunun yasalarında idam cezası var ve uygulanıyor. Uluslararası Af Örgütü’nün yaptığı araştırmaya göre Haziran 2001 itibariyle 75 ülkede tüm suçlar için ölüm cezası kaldırıldı. 14 ülkede savaş zamanı işlenen suçlar için korunuyor. Türkiye’nin de aralarında olduğu 20 ülkede yasalarda var ancak uygulanmıyor. 86 ülkede ise ölüm cezası yasalarda var ve uygulanıyor. Uluslararası Af Örgütü tarafından ulaşılabilen rakamlara göre 2000 yılında 65 ülkede toplam 3 bin 58 kişi idama mahkum edildi. Sadece 27 ülkede ise bin 427 kişinin cezası infaz edildi. Bilinen tüm infazların yaklaşık yüzde 80’inin Çin başta olmak üzere, Suudi Arabistan, İran, ve ABD’de gerçekleştiği belirtiliyor.

Ölüm cezasının dünyada en yaygın uygulandığı ülke olan Çin’de her yıl binden fazla insan idam ediliyor. İdam cezasına çarptırılanlar arasında siyasi suçlu olarak ölüme mahkum edilen çok sayıda Doğu Türkistanlı Uygur Türkü de bulunuyor. Çin’de idam cezaları enseye tek kurşunla gerçekleştiriliyor. Genellikle sanıkların cezalarını mahkeme başkanı ilan eder etmez idam da aynı gün gerçekleştiriliyor. İdam cezası infaz edilenlerin aileleri atılan kurşunun parasını ödedikten sonra cesedi alabiliyor. Çin’de uyuşturucu ticareti, siyasi suçlar, kaçakçılık, sahte kimlik ticareti, kamu malına zarar vermek gibi 68 kadar suç idamla cezalandırılıyor.

ABD ölüm cezasından vazgeçemiyor

Dünyada idam cezasının uygulandığı tek Demokratik ülke olarak gösterilen Amerika’da 50 eyaletin 38’inde ölüm cezalaları infaz ediliyor. 2001 yılında 66 kişinin cezasının değişik yöntemlerle infaz edildiği ABD’de 1977 yılından bu yana 749 kişinin cezası infaz edildi. 2001 yılına kadar toplam 3 bin 700 kişi idam cezasına çarptırıldı. ABD’de, her eyaletin kendi yasası var. Örneğin Lowa eyaletinde idam cezası yok. Buna karşı Teksas’ta idam var ve çok sık uygulanıyor. İnfazların büyük bölümü, zehirli iğne kullanılarak gerçekleştiriliyor. Diğerleri ise, sırayla zehirli gaz, elektrikli sandalye, tüfek ve iple asma yöntemiyle yapılıyor. 1972 yılında Yüksek Mahkeme eyaletlerin bu cezayı uygulamasını yasakladı. 76 yılında ölüm cezasına tekrar izin verildi. Yapılan anketlerde halkın yüzde 70’e yakınının idam cezasına destek vermesi dikkat çekiyor. New Jersey eyaletinde idam cezası 1963 yılında kaldırılmış ancak 1982 yılında tekrar getirilmiş. Amerika’da da idam kararlarının mahkemeler tarafından ne derece doğru verilip verilmediği tartışılıyor. Amerikan Barolar Birliği 1997 yılında yaptığı kongerede bütün idam cezalarının durdurulmasını istemişti. Gerekçe olarak savunmanın çok pahalı olduğu gösterilmiş; mahkeme kararının, sanığın yararlandığı savunmanın kalitesine göre değişebileceği vurgulanmıştı. ABD’de 1973 yılından bu yana ölüm cezasına mahkum edilen 90’dan fazla insan masum olduklarını gösterir kanıtlar bulunduğu için serbest bırakıldı.

Avrupa İnsan Haklari Sözleşmesı 6 No’lu Protokol

28 Nisan 1983’te Strasbourg’da imzalanan bu protokol, 1 Mart 1985’te yürürlüğe girdi. Türkiye’nin katılmadığı bu protokol ile “ölüm cezası” kaldırıldı.

Madde 1

Ölüm cezasının kaldırılması

Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez.

Madde 2

Savaş zamanında ölüm cezası

Bir devlet, yasalarında, savaş veya yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için ölüm cezasını öngörebilir; bu ceza, ancak yasanın belirlediği hallerde ve onun hükümlerine uygun olarak uygulanabilir. İlgili devlet, söz konusu yasanın bu duruma ilişkin hükümlerini Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.

Alıntıdır:(http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=tlly&CId=23318)

About these ads

3 Yorum »

  1. Bu (objektif ve) hakiki enformasyonlar icin tesekkurler.

    Yorum tarafından Tugrul Yarsuvat — Mayıs 4, 2007 @ 9:28 pm | Cevapla

  2. Ölüm cezasının caydırıcı özelliği vardır. Özellikle başkasını kasten öldüren bir insanın yaşama hakkı asla olmamalıdır. Terör eylemlerinin arkasının kesilmemesinin bir nedeni de ölüm cesazı olmamasındandır. Kim ne derse desin gün gelecek bu ölüm cezasını kaldıran ülkeler yeniden bu cezayı getirmek zorunda kalacaklardır. İnsan öldürene yaşama hakkı tanımak kadar insan fıtratına ters düşen başka bir hüküm olamaz.
    Öldürme suçundan zarar gören siz olsanız ve karar verme hakkına da sahip olsanız vereceğiniz kararı bir düşünmenizi isterim. Şimdi bana duygusal davrandığım söylenebilir. Bunun duygusallıkla hiçbir alakası yoktur. Yasa koyucular başkalarının öldürülmesini vaka-i adiyeden bir olay olarak görmektedir.İdam cezasını kaldırmamak değil kaldırmaktır ilkelliğin ta kendisi.Katilden caniden yana olmaktır ilkellik.

    Yorum tarafından Mehmet Sağlam — Temmuz 24, 2011 @ 11:51 am | Cevapla

    • Kesinlikle mehmet sağlama katılıyorum

      Yorum tarafından serdar — Ocak 25, 2012 @ 8:33 pm | Cevapla


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

The Rubric Theme. WordPress.com’da ücretsiz bir web sitesi veya blog oluşturun.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 75 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: