İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ

Nisan 27, 2007

TAKSİR, ADAM ÖLDÜRME(İÇTİHAT)

Filed under: CEZA HUKUKU-CEZA USUL HUKUKU — Eslem Hukuk @ 3:32 pm

Hareket İradi, Netice de Öngörülebilir Olmakla Birlikte Neticenin İstenmemiş Olması Halinde Taksir Söz Konusudur

ÖZET Adam öldürmeye kalkışma suçundan yapılan yargılama sonunda, suç niteliği değiştiği kabul edilerek taksirle yaralamaya neden olma suçundan ceza tayin edilmiştir. Uyuşmazlık, suç niteliğini tayin noktasında toplanmaktadır. Hareketin iradi, neticenin öngörülebilir olmakla birlikte istenmemiş olması halinde taksir söz konusudur. Dosya kapsamından mağdur ve sanığın arkadaş oldukları ve aralarında husumet olmadığı anlaşılmaktadır. Olay günü sanık, mağdurun işyerine gelerek küfürler içeren şakalar yaptıktan sonra üzerindeki silah ile ateş etmiştir. Sanığın kasıt ile ateş ettiğini gösterir kesin bir delil bulunmamaktadır. Mağdurun yaralanmasından önce tabanca tutukluk yapmış; sanık, bunu gidermesi için yeterli kontrol yapmadan mağdura yönelttiği silah ile ateş ederek yaralamaya sebebiyet vermiştir. Neticenin sanık tarafından istenmediği dosya kapsamı ile sabittir. Söz konusu eylem, taksirle yaralamaya neden olma suçunu oluşturur.
765 sayılı TÜRK CEZA KANUNU madde 448
765 sayılı TÜRK CEZA KANUNU madde 459

Adam öldürmeye kalkışmak ve yasak silah taşımak suçlarından sanık A’nın, suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek taksirle yaralamaya neden olmak ve yasak silah taşımak suçlarından dolayı TCY’nın 459/2, 6136 Sayılı Yasanın 13/1, TCY’nın 71, 72, 75/2, 36 ve 95/2. maddeleri uyarınca sonuç olarak 1 yıl 4 ay hapis ve 436.208.198.- Lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, hakkındaki İhsangazi Sulh Ceza Mahkemesi’nin 1998/11 Esas ve 1999/41 Karar sayılı tecilli ilamının aynen infazına, suçta kullanılan tabancanın ve eklerinin zoralımına ilişkin Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesi’nce 02.07.2002 gün ve 80-218 sayı ile verilen kararın sanık vekili ve o yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nce 02.07.2003 gün ve 5136-1685 sayı ile;
“a) Suç işlemeye meyilli bir kişiliği olduğu tanık beyanından ve bunu doğrulayan sabıka kayıtlarından anlaşılan sanığın, olay günü ruhsatsız tabancasını çekerek aralarında tanışıklık veya arkadaşlık ilişkisi bulunan mağdura küfredip, “seni öldüreceğim” diyerek 1 metre mesafeden önce 1 el boşluğa, 1 el de mağdurun ayak önüne ateş ettikten sonra tabancayı boğuşma, elini kolunu tutma gibi herhangi bir dış etkenin bulunmadığı bir ortamda karnına yöneltip 1 el daha ateş ederek onu karnından vurarak hayatını tehlikeye maruz bırakıp ameliyatla kurtarılmasına müncer olacak şekilde yaralayarak yere düşürdüğünün, mağdurun jandarmada alınan beyanı ile görgü tanığı U’nun hazırlıkta, jandarma ve C. Savcılığı’na verdiği ayrıntılı ve oluşa uygun beyanlarından anlaşılmasına göre, olayda öldürme etkisi kuşkusuz bulunan silahın kullanılması, istenilen bölgeye isabet imkanına elverişli ateş mesafesi, hedef alınan vücut nahiyesi ve hasıl olan sonuca göre yerleşik uygulamalar da gözetilerek sanığın kastının yaşama yönelik olduğunun kabulüyle TCK’nun 448 ve 62. maddeleriyle tecziyesi gerekirken, öldürme kastının behemahal daha önceden oluşması gerekmeyip, boşluğa ve ayak dibine ateşi sebebiyle önce şaka zannedilen davranışının nihayetinde bu kerre karnına ateş etmesiyle o sırada oluşan öldürme kastıyla hareket ettiğinin, başkaca ateş etmemesinin ve bilahare pişmanlık arzeden davranışlarda bulunmasının tamamlanmış suçun vasfını değiştirmeye medar olamayacağı düşünülmeden tarafların barışması sebebiyle değiştiği belli olan sonraki ifadelere itibarla yazılı şekilde suça taksirle yaralamaya sebebiyet vasfı verilmesi,
b) 4806 Sayılı Kanunla değişik TCK’nun 30. maddesi uyarınca ruhsatsız silah taşımak suçundan verilen para cezasında bin Lira küsurunun atılması lüzumu,” gerekçeleriyle, daire başkanı S. ve üyelerden C’nin, “Olay günü saat 14.30 sıralarında, mağdur M. ile çok samimi arkadaş olan sanık A’nın mağdurun çalıştığı işyerine geldiği, her zaman olduğu gibi karşılıklı olarak küfürlü konuşup şakalaştıkları bu arada sanığın tabancasını çıkartıp bir metre gibi çok yakın mesafeden mağdurun yan tarafına doğru 2 el ateş ettiği o anda tabancanın tutukluk yaptığı, tutukluluğu gidermekle meşgulken tabancanın sanığın istek ve iradesi dışında bir el daha ateş aldığı, mağdurun karın kısmından yaralandığı, mağdurun yaralandığını fark eder etmez onu kaldırmaya çalıştığı ve çevreden hastahaneye yetiştirilmesi için araç temin edilmesi bakımından yardım talebinde bulunduğu, temin edilen araçla hastahaneye götürdüğü, tedavisi ile bizzat ilgilendiği hususu; sanığın istikrar arzeden aşama savunmaları, mağdurun yakın arkadaşı olan sanığın öldürme kastı ile hareket etmediğine dair açıklamaları ve tanık U’nun aşama beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi bakımından duruşmada sorulduğunda aynen “kavga eder gibi bir halleri yoktu, hedef alıp ateş etme olayı da olmadı” şeklindeki beyan ve açıklamaları ve tüm dosya içeriği delillerden anlaşılmaktadır.
Şu hale göre suçun vasfı bakımından mevcut delileri tahlil ederek oluşa uygun bir şekilde sanığın öldürme veya yaralama kastıyla mağdura ateş etmediği, şeklinde tayin ve takdir eden yerel mahkemenin uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluğun sanık A’nın mağdura karşı öldürmeye tam teşebbüs suçunu işlediği, bu nedenle hükmün bozulması gerektiği yönündeki görüşü benimsemiyoruz” görüşü ile kullandıkları karşı oy ve oyçokluğu ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
(2) nolu bozma nedenine uyan yerel mahkeme (1) nolu bozma nedenine karşı 25.12.2003 gün ve 176-263 sayı ile;
“Yargılama bir bütündür. Eğer sadece jandarma, polis veya savcılıkça alınan beyanlara itibar edilecek ise o zaman yargılama yapmanın bir anlamı kalmayacaktır. Mahkemenin dosya üzerinden mevcut delilleri inceleyerek karar vermesi gerekecektir. Oysa hazırlıkta alınan ifadelerin tamamen tersi olduğu ve ilk ifadelerin çeşitli etkilerle abartılarak gerçeğe aykırı bir biçimde olayları çarpıtacak şekilde verildiği görülmektedir. Birçok olayda mağdur tarafın sanık tarafının ailesini etkisiz hale getirecek şekilde ailedeki işe yarar tüm insanları olaya karıştırdıkları bir gerçektir. Sonradan deliller değerlendirildikçe oluş yavaş yavaş şekillendikçe mahkemenin yönelttiği sorulara aldığı cevaplarla ve önceden alınan beyanlarla çelişkiler giderildikçe gerçek ortaya çıkmaktadır.
Bu açıklamanın ışığında sanıkla mağdur arasında öldürmeyi hatta olay anında kavga etmeyi gerektirir hiçbir neden ve husumet bulunmamaktadır. Ancak sanık ve mağdurun belki toplumun çoğunluğu tarafından kabul edilmeyecek bir biçimde marjinal şakalaşmalar yaptıkları, birbirlerine küfür ettikleri ve el şakasında bulundukları anlaşılmaktadır. Zaten bozmada çoğunluk da bunu kabul etmektedir.
Yine bozma gerekçesinde kabul edildiği gibi sanığın şaka olsun diye ve biraz da aykırı bir davranışla tabancasını çıkararak yan tarafa bir el ve ayak ucuna doğru ikinci bir el ateş ettiği kabul edilmektedir.
Ancak mahkememizce bozma kararında sanığın tabancayı boğuşma, elini kolunu tutma gibi herhangi bir dış etkenin bulunmadığı bir ortamda karnına yöneltip bir el daha ateş ederek onu karnından vurarak hayatını tehlikeye maruz bırakıp ameliyatla kurtarılmasına müncer olacak şekilde yaralayarak yere düşürdüğü şeklindeki görüşe katılmamaktadır. Kaldı ki;
Sanığın kasten mağdura ateş ettiği varsayılsa dahi bir tek atış yapmış olması, atış sonrası davranışları göz önüne alındığında Yargıtay Genel Kurulu’nun da kabul ettiği biçimde TCK’nun 62. değil, 61. maddesinin uygulanması düşünülebilir. Bu nedenle;
Yargıtay’ın bozma gerekçesi mahkemece benimsenmemiştir.
Sanık A., jandarmaya verdiği ilk ifadede şaka yapmak için yan tarafa doğru iki el ateş ettiğini, daha sonra silahın tutukluk yaptığını, namlu içindeki boş kovanı aldığını ve mekanizmayı çektiğini, beline koyacakken M’nin koluna dokunduğunu ve silahın ateşlendiğini, M’nin koluna dokunurken “koy şunu beline, yerden sekince birimiz yaralanırız” dediğini belirtmektedir.
Bu savunmasını C. Savcılığı’nda ve yargılama aşamasında tekrarlamıştır.
Mağdur M., SSK. Hastanesi’nde el yazısı ile alınan ifadesinde aynen “ben mobil istasyonunda kamyonumun boyasını kazıyordum, saat 13.30 sıralarında önceden tanıdığım A. isimli arkadaşım geldi, otobüs ile geldi, otobüsten iner inmez şakasını kastisini bilmiyorum, ama bana a… koyayım, seni öldüreceğim dedi ve iki el yere ateş etti, üçüncüsünde karnıma tuttu ve ateş etti, ben onun elini falan tutmadım, bu arada ben silahlarla oynama dedim ve vurulmuşum yere yığıldım” demektedir ve Yargıtay bu beyanı esas almıştır. Ancak görüldüğü gibi bu beyanda da mağdur, sanığın kasıtlı olarak hareket ettiği yönünde net bir beyanda bulunmamaktadır. “Şakasını sanığın kastisini bilmem” demektedir ve ifade verdiği ortam hastanedir. O an yaralıdır. Ölüp ölmeyeceğini bilmemektedir. Kendisine şaka yapan ya da şaka ile bile olsa kendisini yaralayan şahsa yani sanığa kızgındır. İfadeyi alan kamu görevlisinin ifade alma teknik ve becerisinin zayıf olduğu ifade alış tarzından anlaşılmaktadır. Aralarında husumet olup olmadığı dahi sorulmamıştır. Mağdur sanıktan arkadaşım diye söz etmektedir. Herhangi bir tartışma yoktur. Sanığın savunmasında olduğu gibi yere doğru iki el ateş ettiğini söylemektedir. Aralarında başka bir konuşma geçip geçmediği sorulmamıştır. Mağdurun hastanede jandarma çavuşu tarafından alınan ifadesinin esas alınması diğer beyanlara, savunmalara değer verilmemesi mahkememizce olanaklı görülmemiştir.
Nitekim mağdur C. Savcılığı’nca alınan ifadesinde aynen, “ben bu konuda SSK Hastanesi’nde jandarmaya ifade vermiştim. Bu ifadem genelde doğrudur. Ancak sanığın üçüncü kez karnıma tutup ateş ettiği şeklindeki kısmı her nasılsa tutanağa yanlış geçmiş, bu kısmı doğru değildir” demektedir. Yani mağdur jandarma tarafından alınan o ifadesinin yanlış anlaşıldığını veya yanlış yazılmış olabileceğini belirtmektedir. Bu ifadesinde devamla; sanığın samimi arkadaşı olduğunu, iş yerine gelir gelmez tabancasını belinden çıkardığını, tabanca ile ayaklarının 30-40 cm dış tarafına doğru iki el peş peşe ateş ettiğini, silahın tutukluluk yaptığını, silah ile oynama dediğini, bu sırada üçüncü kez ateş aldığını, onun da kendisine isabet ettiğini, sanığın otobüsten iner inmez kendisine şaka olarak “a… koyayım, seni öldüreceğim” şeklinde hakaret ve tehdit ettiğini, (burada hakaret ve tehdit sözü ile şaka sözü çelişmektedir. Hakaret ve tehdidi “söyledi” şeklinde anlamak daha doğru olur.) Olay sırasında aralarında bir metre kadar mesafe olduğunu, geçmişte sanık ile aralarında herhangi bir tartışma çekişme yaşanmadığını, bir düşmanlıkları olmadığını, kasten ateş ettiğine inanmadığını, yaralanmadan önce sanığa karşı, tabancası ile veya sanığın kendisi ile alay eder şekilde konuşmadığını, sadece iki atıştan sonra silah tutukluluk yapınca silahla oynama bir sakatlık yapacaksın diyerek uyarıda bulunduğunu, yaralandıktan sonra da sanığın başka bir şoför ile birlikte kendisini hastaneye götürdüğünü belirtmektedir ve bu beyanını yargılama aşamalarında da sürdürmüştür. Sanığın savunması da bu doğrultudadır.” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de o yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı’nın “bozma” istekli 12.07.2004 günlü tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanığın taksirle yaralamaya neden olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda özel daire çoğunluk görüşü ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın sabit olan eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Çağdaş Ceza Hukuku’nda cezalandırılan eylemler sadece iradi olanlardır. “Manevi unsur” olarak adlandırılan suçun iradiliği ise, suçun unsurlarından birini oluşturmaktadır. Failin işlediği bir eylemden dolayı sorumlu tutulabilmesi için, genel olarak Ceza Hukuku sisteminde kusurlu bir şekilde harekete ehil olması, başka bir deyişle isnat yeteneğine sahip olması, özel olarak da suçta, olayda fiilen kusurlu olması gerekir. (Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul-2003, s. 183) Suçun sübjektif, psikolojik veya manevi unsuru olarak ifade edilen bu unsur, fail yönünden ele alındığında kusur, eylem yönünden söz konusu edildiğinde kusurluluk olarak ortaya çıkmaktadır (Prof. Dr. Kayıhan İçel, Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sübjektif Sorumluluk, İstanbul, 1967, s. 7).
Suçun bir başka unsuru da “eylemin varlığı”dır. Çağdaş hukuki anlayışta, eylem haline dönüşmeyen fikir ve düşünceden dolayı sorumluluk söz konusu olmadığından, suçun varsayılması için maddi bir eyleme ihtiyaç bulunmaktadır. Eylem denilince de bundan, hareket, netice ve bu ikisi arasındaki nedensellik bağının anlaşılması gerekir. İşte eylem, netice ve nedensellik bağlantısından oluşan bu bütüne de suçun “maddi unsuru” adı verilir.
Şayet yasal tipe uyan, hukuka aykırı ve icraya başlandığını gösteren bir hareket bulunuyorsa, failin kusurluluğu, harekete anlam ve yön vermek, failin sorumluluk sınırını çizmek, yapılan hareketi nitelendirebilmek bakımından ön plana geçer ve netice ile irade arasında ortaya çıkabilecek muhtemel farklar, prensip itibariyle, irade lehine çözümlenir.
Bu bakımdan, kusurluluğun çeşitleri ve koşulları ile hukukumuzda düzenleniş biçimi üzerinde de durmak gereklidir.
Maddi unsur ile fail arasında ruhi bir bağlantıdan ibaret olan kusurluluk çeşitli şekillerde görülebilir (Prof. Dr. Nurullah Kunter, Suçun Kanuni Unsurları Nazariyesi, İstanbul, 1949, s. 85). Kusurluluğun esas şekli “sübjektif sorumluluk”tur. Sübjektif sorumluluk, kasttan doğan sübjektif sorumluluk ve taksirden doğan sübjektif sorumluluk olmak üzere başlıca iki kategoriye ayrılır; bu ikisine “kabahatlerde kusurluluk” denilen bir üçüncüsünün eklenmesi de mümkündür. Ancak bunlar dışında ve kanunun açıkça gösterdiği hallere özgü olmak üzere bir objektif sorumluluk hali de vardır (Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Prof. Dr. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt II, 12. Bası, İstanbul-1999, s. 209).
Kast, Türk Ceza Yasası’nda tanımlanmamıştır. Ancak, 45. maddenin 1. fıkrasında “Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır” denmek suretiyle kast kuralı ve bütün cürümlerde kastın aranması zorunluluğu belirtildikten sonra, “Failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile tertip ettiği ahval müstesnadır” hükmü getirilerek, sözü geçen kuralın istisnası gösterilmiştir. Bu istisna, bazı cürümlerin taksirle işlenmesi halinde failin cezalandırılmasına olanak sağladığı gibi, kastedilen neticeden daha ağır bir neticenin gerçekleşmesi halinde failin aşırı sonuçtan dolayı cezalandırılmasını da olanaklı kılmıştır.
Kısaca, “öngörülen ve suç oluşturan bir eylemi gerçekleştirmeye yönelen irade” biçiminde tanımlanan kastın iki unsuru bulunmaktadır.
Bunlardan ilki; düşünme ve öngörme (bilme) unsurudur. Buna göre, failin kasten hareket etmiş sayılabilmesi için, tipe uygun hareketi, önceden düşünüp öngörmüş, zihninde canlandırmış olması gerektiği gibi, sonucu da düşünmüş ve öngörmüş olmalıdır. Bu sonuç, icra suçlarında ve ihmal suretiyle icra suçlarında yasanın yasakladığı, ihmal suçlarında ise failin gerçekleştirmek istemediği, ancak yasa tarafından gerçekleştirilmesi emredilen neticedir.
Kastın ikinci unsuru ise; irade (isteme) unsurudur. Kastın varlığı için, hareketten doğacak sonucun sadece düşünülmesi ve öngörülmesi, kısaca bilinmesi yeterli değildir. Ayrıca sonucun da istenmesi gerekir. Buna kastın irade (isteme) unsuru denir.
Yasamızda taksir tanımlanmamış olmakla birlikte, taksirle adam öldürmeye ilişkin 455. maddeyi göz önünde bulundurduğumuzda, taksirin “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik” ve “nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik” gibi bir kusurluluğu belirttiğini görürüz. Taksirin unsurlarını beşe ayırmak mümkündür: a) eylemin taksirle işlenebilen bir suç olması, b) hareketin iradiliği, c) neticenin iradi olmaması, d) hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması, e) neticenin öngörülebilmesidir.
Neticenin istenmemiş olması (iradi olmaması), taksirin önemli bir özelliğini oluşturmakta ve onu kasıttan ayırmaktadır. Yine, neticenin öngörülebilir olması, taksirin başlıca şartını hatta sınırını oluşturur. Netice öngörülebilir değilse, bu gibi neticeleri doğurabilecek hareketlerde bulunmaktan çekinmesi kimseden doğal olarak istenemeyeceği için, ortada kusurluluk kalmaz ve artık bir kaza veya tesadüfün bulunduğundan söz edilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
17.03.2002 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit tutanağında; tabanca ile yaralama olayı meydana geldiğinin bildirilmesi ve olay sanığı A’nın teslim olması üzerine, olay yerine gidilirken sanığın şoförlüğünü yaptığı otobüsün karşıdan geldiği görülerek durdurulduğunda, sanık tarafından şoför mahallinde bulunan torpido gözünden alınan 7.65 mm. çapında Astra marka tabanca, şarjör ve 1 adet dolu merminin görevlilere teslim edildiği, bilahare olay yerine gidildiğinde 3 adet boş kovanın aynı noktada toplu olarak bulunarak el konulduğu, sanık tarafından olayın petrol istasyonunun batı yönündeki arka tarafında yıkama yağlama bölümüne 6 metre 10 cm. uzaklıktaki toprak zeminde meydana geldiğinin beyan edildiği, yaralanan M’nin hastanede olduğu belirtilmiş, tutanak sanık tarafından da imzalanmıştır.
Mağdur M., 18.03.2002 tarihinde hastanede alınan ifadesinde; petrol istasyonunda kamyonunun boyasını kazırken saat 13.30 sıralarında, A. adlı arkadaşının otobüs ile geldiğini, otobüsten iner inmez, şaka mı kasti mi bilemediğini ama, “seni öldüreceğim” dediğini ve iki el yere ateş ettiğini, üçüncü sefer karnına tuttuğunu ve ateş ettiğini, onun elini tutmadığını, ona silahlarla oynama dediğini, kendisini vuran A. adlı kişiden şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
C. Savcılığı’nda 19.04.2002 tarihinde alınan ifadesinde ise aynen; “Hastanedeki ifadesi okundu, soruldu: Bu ifadem genelde doğrudur, ancak sanığın üçüncü kez karnıma tutup ateş ettiği şeklindeki kısmı her nasılsa tutanağa yanlış olarak geçmiş. Bu kısmı doğru değildir. Üçüncü kez sanığın nasıl ateş ettiğini ben görmedim. Orada da açıkladığım gibi olay günü ben M. Oil akaryakıt istasyonunda kamyonları boyamadan önceki kazıma işlemini yapıyordum. Sanık da otobüsü ile işyerime geldi. Kendisi daha önce benim çalıştığım yerde çalışmıştı. Tanışıklığımız vardı, samimi arkadaşımdı. İşyerine gelir gelmez tabancasını belinden çıkardı. Ağzına fişek sürüp sürmediğini görmedim. Tabanca ile ayaklarımın 30-40 cm. dış tarafına doğru 2 el peş peşe ateş etti. Silah tutukluk yaptı. “Silahla oynama” dedim. Bu sırada 3. kez silah ateş aldı, o da bana isabet etti. Otobüsten iner inmez de bana şaka olarak, “ a…. koyayım, seni öldüreceğim” şeklinde hakaret ve tehdit etmişti. Olay sırasında aramızda 1 metre kadar bir mesafe vardı. Geçmişte sanıkla aramızda herhangi bir tartışma ve çekişme yaşanmadı. Bir düşmanlığımız yoktur. Kasten ateş ettiğine inanmıyorum. Yaralanmadan önce sanığın tabancası ile veya sanıkla alay eder şekilde konuşmadım. Sadece olaydan önce 2. atıştan sonra silah tutukluk yapınca “silahla oynama bir sakatlık yapacaksın” diyerek uyarıda bulundum. Yaralandıktan sonra başka bir şoförle birlikte sanık beni hastaneye götürdü…. Bu olay nedeniyle sanık A’dan herhangi bir şikayetim yoktur” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Duruşmada ise, “Biz sanıkla 10 yıldır tanışırız ve arkadaşız. Birbirimizi gördüğümüzde şakalaşırız, küfürlü de konuşup şaka yaparız. Olay günü de sanık geldi, her zaman olduğu gibi küfürlü de bana şaka yaparak tabancasını çıkartıp benim yan tarafıma doğru iki el ateş etti. Aramız yaklaşık 1 metre ya vardı ya yoktu. İkinci atıştan sonra silahı tutukluk yaptı. Bu sırada ben silahınla oynama, bir yerimize getireceksin diye hafiften elimle onun elini ittim. O sırada tabanca bir el daha ateş aldı ve ben yaralandım. Sanık beni kucağına alıp hastaneye araba ile götürdü. Sanık benim arkadaşımdır, kasıtlı olarak bana ateş etmemiştir, şikayetçi değilim” demiştir.
Sanık A. kollukta, otobüs şoförlüğü yaptığını, daha önceden mağdurun çalıştığı inşaat şirketinde şoförlük yaptığını, şoförü olduğu otobüsü yıkamak için petrol istasyonuna gittiğinde arkadaşı olan mağduru gördüğünü, ona şaka yapmaya başladığını, her zaman yaptıkları şakalardan el kol hareketleri yaptığını, onun da kendisine karşılık verdiğini, en son elini beline atınca mağdurun, “bana ses tabancası ile hava yapma” dediğini, ölmüş olan eniştesinden kalma 7.65 mm. çaplı ruhsatsız tabancayı çıkartıp yere doğru iki el ateş ettiğini, bu arada silahın tutukluk yapmış olduğunu, fişek bitti diye silahı beline koyacakken mağdurun, “elindeki silah tutukluk yaptı” deyince tabancaya baktığında gerçekten tutukluk yapmış olduğunu gördüğünü, namlu içindeki boş kovanı alıp mekanizmayı çektiğini, bırakınca yeniden dolmuş olan silahı beline koyacakken mağdurun, koluna dokunduğunu ve silahın ateş aldığını, koluna dokunurken mağdurun, “koy şunu beline, yerden sekince birimiz yaralanırız” dediğini ve silahın ateşlenmesinden bir süre sonra mağdurun bacağının ağrıdığını belirttiğini, baktıklarında bacağında bir şey olmadığını, birden yere düştüğünü, soyup baktığında mağdurun göbeğinin altından vurulmuş olduğunu gördüğünü, hemen istasyona ait araçla mağduru hastaneye götürdüklerini, olayda bir kastının olmadığını, olayın şakalaşırken olduğunu, pişmanlık duyduğunu beyan etmiş, C. Savcılığı’nda, Sulh Hakimliğindeki sorgusunda ve duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık U. kollukta, otobüsü yıkamak için petrol istasyonuna gittiklerinde sanık ile daha önceden görmediği mağdurun şakalaştıklarını gördüğünü, sanığın elinde tabanca ile boş alana doğru bir el ateş ettiğini, tabancayı yere tutarak mağdura “git başımdan” diyerek ayaklarının önüne doğru bir el daha ateş ettiğini, 5-10 saniye sonra da mağdurun karın kısmını tutarak bir el ateş ettiğini ve mağdurun yere düştüğünü gördüğünü, ardından sanığın yere düşen mağdurun kolundan tutarak “kalksana” dediğini duyduğunu, yanlarına gittiğinde sanığın araba çağırmasını istediğini, araba çağırdığını ve mağduru hastaneye götürdüklerini beyan etmiştir.
C. Savcılığı’nda ise aynen; “sanık A. otobüs şoförlüğü yapar. Ben de aynı otobüste muavinlik yaparım. Olay tarihinde M. Oil petrol istasyonuna otobüsü yıkamak için götürmüştük. Ben arabanın üzerine yapışmış olan ziftleri çıkartmak için gazla siliyordum. Bu sırada A’nın bir şahısla karşılıklı küfürleştiklerini gördüm. A. benden 5 metre kadar ileride görünüyordu, ancak diğer şahıs görünmüyordu. A. sağ eliyle tabanca ile boşluğa doğru bir el ateş etti. Nereden icap etti de ateş etti bilmiyorum. Ben ateş ederken gördüm. Silah tutukluk yaptı. Bunun üzerine A. tutukluk yapan fişeği tabancadan çıkartarak eline aldı ve tabancaya tekrar fişek sürdü. Ben bir yandan bakıyor, bir yandan da arabayı temizliyordum. İkinci kez A. karşısındakinin sağ ayak ucuna doğru boşluğa ateş etti. Karşısındaki şahısla arasında yaklaşık bu sırada 1 metre mesafe vardı. Kanaatimce ismini bilmediğim bu şahıs da benim gibi tabancanın kuru sıkı tabanca olduğunu zannediyordu ve A’ya sağ eliyle git işareti şeklinde elini sağa doğru savurarak “bir yerime getireceksin şimdi” dedi, dedikten sonra A. bu kez aynı mesafeden yani bir metre mesafeden karşısındakinin karnına doğru yönelterek bir el ateş etti. Aralarında herhangi bir boğuşma ve tartışma geçmedi. İlk başta söylediğim o küfürleşme dışında üçüncü atıştan sonra 3-5 saniye geçince vurulan, yere düştü ve A. vurulanın kolundan tutarak “kalksana” dedi. Kolundan tutup çekiştirdi. Vurulan, “bacağım” diye bağırdı. “Yetiştirin beni, ölüyorum” dedi. Bunun üzerine A. araba bulmamı söyledi. Akaryakıt istasyonunda dinlenme yeri olarak kullanılan yere girdim. Oradan birine söyledim ve yaralıyı hastaneye gönderdik. Başından A. da gitmişti. 3. atış sırasında yaralanan, sanık A’nın koluna herhangi bir müdahalede bulunmadı. Söylediğim gibi atıştan önce aralarında 1 metre mesafe vardı. A. dengesiz biridir. Karşısındakinin bir lafına hiç olmayacak bir karşı harekette bulunabilir. O yaşına rağmen bazen tokat attığı da olmuştur. İlk atıştan sonra tabanca tutukluk yapınca yaralanan şahıs A’ya, tabancasını kast ederek, “şu kötü şeye bak, takıyor” diye söylemişti” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Duruşmada, hazırlık beyanlarını tekrar ettiğini, sanık ve mağdurun gülerek konuşmakta olduklarını, kavga ortamı ve hedef alıp ateş etme olayının olmadığını söylemiştir.
Tanık Y. kollukta, mağdur ile birlikte şirkete ait olan aracın boya işini yaptıkları sırada mağdurun aracın sol tarafında çalışmakta olduğunu, sigara içmek için sağ taraftaki kapıdan şoför mahalline bindiğini, 10-15 dakika sonra mağdurun çalıştığı bölgede sesler duyduğunu, orada 8-10 kişi olduğundan aralarında şakalaşanlar vardır diye geldiğini, bu seslerden 5-6 dakika sonra silah sesi duyduğunu, kuru sıkı tabancadır diye aldırış etmediğini, üçüncü silah sesinde mağdurun “yandım anam” diye bağırıp sol ön tarafına doğru düştüğünü ve şoför mahallinden indiğinde sanık A’nın, mağduru kolundan tutup kaldırırken gördüğünü, tabancayı görmediğini, mağduru hastaneye kaldırdıklarını beyan etmiştir.
C. Savcılığı’nda benzer şekilde anlatımda bulunmakla beraber, mağdur ve sanık arasında geçmişte herhangi bir düşmanlık bulunup bulunmadığını bilmediğini, olay anındaki genel durum dikkate alındığında kaza olduğunun anlaşılmakta olduğunu, ancak gözüyle görmediği için kesin bir şey söyleyemediğini belirtmiştir.
Tanık A., kollukta, olay anında yıkama yağlama istasyonunun çay ocağı bölümünde çay içmekte olduğunu, silah sesi falan duymadığını, ancak sanık A’nın muavininin gelerek acele bir taksi lazım olduğunu söylemesi üzerine dışarıya çıktığında M’nin sırt üstü yatar vaziyette inlemekte olduğunu görüp, hemen istasyona ait pikabı çalıştırarak sanık ile birlikte mağduru hastaneye götürdüklerini, olayın nasıl ve neden olduğunu bilemediğini beyan etmiştir.
C. Savcılığı’nda benzer şekilde anlatımda bulunmakla beraber ayrıca, olay yerine gittiğinde sanık ve mağdur arasında herhangi bir tartışmaya tanık olmadığını, olayın daha çok kazaen olmuşa benzediğini, mağdur ile sanığın aralarında geçmişe dayalı herhangi bir husumet bulunmayan samimi arkadaşlar olduklarını, mağduru hastaneye götürürken sanığın da geldiğini, yolda bir şey söylemediklerini belirtmiştir.
Mağdur M. hakkında SSK Kastamonu Hastanesi’nce düzenlenen 17.03.2002 günlü geçici raporda; ateşli silah yaralanması şikayeti ile getirilen hastada suprabik bölgede 0,5 cm. çapında, etrafı hiperemik, kenarları düzgün olmayan lezyon bulunduğu, sağ alt extremite hareketleri mevcut olmayıp yüzeysel duyu olduğu, acil ameliyata alınan hastanın hayati tehlikesinin bulunduğu belirtilmiştir.
Aynı hastanece düzenlenen 17.05.2002 günlü kesin raporda ise, ateşli silah yaralanması nedeniyle hayati tehlike geçirdiği, bu haliyle 20 gün iş ve gücünden kalacağı, iki ayda iyileşeceği bildirilmiştir.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Mağdur ve sanığın arkadaş oldukları, aralarında herhangi bir husumet bulunmadığı tüm dosya kapsamı ile sabittir. Mağdurun da doğruladığı üzere, zaman zaman sanık ile aralarında kaba, küfürleşmeler içeren şakalar yapıldığı, olay günü de sanığın, mağdurun çalışmakta olduğu akaryakıt istasyonuna geldiğinde ona küfürler içeren sözler ile şaka yaptığı ve üzerinde taşımakta olduğu silahı çıkartarak her iki yanına doğru iki el ateş ettiği anlaşılmaktadır. Gerek mağdur ile sanık, gerekse tanıklar ikinci atış sonrasında tabancanın tutukluk yaptığını belirtmişlerdir. Sanığın, tutukluğu giderdiği ve üçüncü atış ile mağdurun raporlarda belirtilen şekilde yaralandığı açıktır. Aralarında herhangi bir husumet bulunmayan ve olay sırasında da herhangi bir anlaşmazlık yaşanmayan sanığın, mağdura kasıt ile ateş ettiğini gösterir, her türlü şüpheden uzak kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Öte yandan mağdurun yaralanması öncesinde tabancanın tutukluk yapmış olması, sanığın bunu gidermesi ve yeterli kontrolü yapmadan mağdura yönelttiği silah ile ateş ederek onu yaralamasından ibaret eyleminde, meydana gelen neticenin sanık tarafından istenmediği açıktır. Kaldı ki, yaralama öncesinde mağduru hedef almadan iki el ateş etmiş olması ve yaralama sonrasında tabancada bir mermi daha bulunmuş olması, sanığın mağduru hastaneye götürmek için sarfettiği çaba, kendiliğinden kolluğa başvurup teslim olması gibi olgular nazara alındığında, eylemin oluş biçimine ilişkin ve sanığın sorumluluğuna etkili olan kuşku sanık lehine değerlendirilmelidir. Bu nedenle yerel mahkemece, toplanan kanıtların değerlendirilmesinde ve sanığın eyleminin taksirle yaralamaya neden olmak suçuna uyduğunun kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla yerel mahkeme direnme hükmünün isabetli olduğuna ve uyulan kısım yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın özel dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi; sanığın eyleminin, özel daire çoğunluk görüşüne uygun olarak, kasten adam öldürmeye kalkışma suçunu; iki kurul üyesi ise; eylemin kastı aşan adam yaralama suçunu oluşturduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme direnme hükmünün İSABETLİ OLDUĞUNA, uyulan hüküm yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın 1. Ceza Dairesi’ne gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığı’na tevdiine, 12.10.2004 günü oyçokluğu ile tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak karar verildi.

About these ads

Yorum Yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

The Rubric Theme. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 78 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: